Bugün, biraz yakın geçmişe gidelim ve hafızamızı tazeleyelim. 

15 Temmuz 2016 günü, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yapmak istediği darbe önlenmiş, akabinde de şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması sebepleriyle olağanüstü hal ilan edilmişti.

Başlangıçta yetkililer, “Olağanüstü halin, ilan nedeni ile sınırlı olarak uygulanacağını ve kısıtlamalar getireceklerini” söylediler. Hukukumuza göre de bunun böyle olması gerekiyordu. Çünkü Anayasa ve Olağanüstü Hal Kanunu, olağanüstü hal süresince Bakanlar Kurulunun, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararname çıkarabileceğini öngörmektedir.

Peki, uygulama böyle mi oldu? Hayır olmadı. Yedinci kez uzatılan olağanüstü hal süresince, ilgili ilgisiz çok sayıda KHK çıkarıldı ve uygulandı. Maalesef yapılan itirazlar dinlenmedi; Anayasa Mahkemesi de önceki içtihatlarının aksine, başvuruları denetim (inceleme) yetkisine sahip olmadığı görüşü ile kabul etmedi.

Gelelim asıl konumuza. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 24 Nisan 2018 günü AKP'nin grup toplantısında iş dünyasına yönelik olarak, “Bu ülkenin OHAL ile idare edildiği dönemler, şimdi bizim OHAL kararlarını uyguladığımız gibi cereyan etmiş dönemler değildi. Fabrikalar sürekli greve giderler çalışamaz hale gelirlerdi. Tüm sanayi kesimine seslenmek istiyorum. Acaba şu anda bu yedinci OHAL dahil bir tane fabrikada böyle bir grev söz konusu mu? Böyle bir şey olduğu anda zaten en büyük bizim tutanağımız ne? OHAL. Anında müdahalemizi yapıyoruz. OHAL çok ciddi bir çözüm kaynağımız oluyor ve şu süreç içerisinde Türkiye’de sanayi durmamıştır. Yoğun bir şekilde çalışmalar devam etmiştir. Hiçbir zaman da bunları durdurmaları söz konusu değildir.”  diye konuşması, beni biraz daha gerilere götürdü. Sayın Cumhurbaşkanımız, 12 Temmuz 2017 tarihinde Türkiye Odalar Borsalar Birliğinde gerçekleştirilen toplantıda da yabancı sermayeli iş adamlarına, “Biz göreve geldiğimizde Türkiye'de OHAL vardı ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Ama şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL'den istifade ederek anında müdahale ediyoruz.” diye seslenmişti.

 Aslında iki konuşma da birbirini teyit ediyor.

Cumhurbaşkanımız bu konuşmalarıyla yabancı sermayedarları Ülkemize yatırım yapmaya çağırıyor. “Koşulların çok uygun olduğunu, işçilerin OHAL nedeniyle grev yapamayacaklarını, yapmaya kalkışırlarsa müdahale edeceklerini; yani Ülkemizin dikensiz gül bahçesi olduğunu” söylüyor. 

Cumhurbaşkanımızın böyle konuşmasının nedeni; TCMB verilerine göre, Ülkemize gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımının, gayrimenkul alımları dahil 2015 yılında 18, 2016 yılında 13.3, 2017 yılında 10.8 milyar Dolar olması ve gittikçe düşmesidir. Devamlı azalan yabancı sermaye yatırımı, 2018 yılında son yedi yılın en düşük rakamı olmuştur.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımı nedir? Yabancı yatırımcıların başka bir ülkede üretim tesisleri kurma, şube açma, gayrımenkul edinme, var olan şirketleri kısmen veya tamamen satın almalarıdır. Kalıcı olan bu tür yatırımlar, yatırımcısına yönetim hakkı verir ve kârlılığı artırmak için yeni teknolojiler gerektirir. Bir de dolaylı yabancı sermaye yatırımı vardır. Bu yatırım türü, portföy yatırımı olup, hisse senedi ve tahvil alımı gibi yollarla gelir. Spekülatiftir ve en kısa zamanda en yüksek kârı elde etmek amacındadır. Geldiği ülke için risk taşır. Dolaylı yatırıma, sıcak para da denilmektedir. Geçici rahatlama sağlar. Ülkemiz son yıllarda, döviz gereksinimi ve yüksek faizler nedeniyle sıcak para cenneti olmuştur.

Şimdi tekrar konumuza dönelim. Cumhurbaşkanımızın, gelişmekte olan ve yeterli maddi birikimi olmayan Ülkemize, yabancı sermayeyi çekmek için; 'vur abalıya' misali, ücretleri zaten düşük olan işçilerimizin, Anayasamızda yer alan çalışma, sendika kurma, sendikal faaliyet, grev, toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme gibi temel haklarını görmezlikten gelerek çalışma koşullarını cazip göstermesi, etik olmadığı gibi yeterli de değildir.

Yabancı sermaye, düşük ücret ve yüksek kârlılık yanında; ekonomik, sosyal ve siyasal istikrarla birlikte hukuk güvenliğini de aramaktadır. Bunlar Ülkemizde var mıdır? Yeterince yoktur. Ekonomimiz çalkantılı, ülkemiz sosyal ve siyasal yönden bölünmüş durumdadır. Hukuk güvenliğine gelince, onu hiç sormayın! Hukukun ve uygulamasının iktidarın iki dudağı arasında olduğu, çıkarılan OHAL kararnameleriyle sermayenin el değiştirdiği Ülkemizde, hukuk güvenliğinden söz edilemez. Unutmayalım, sermaye nazlıdır ve hep kazanmak ister.

O hâlde öncelikle yapmamız gereken, Ülkemizde işçi haklarını budamak değil, istikrarı ve hukuk güvenliğini sağlamaktır.

Özetin özeti; Sermaye, risk gördüğü yerde bulunmak istemez ve oraya da gelmez.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.