11.5.2018 tarihinde bu sayfada yayımlanan 'Kifayetsiz Muhterisler' başlıklı yazımda, bürokratlardan ve yaşanılan yozlaşmadan söz etmiştim.

Yüzyıllar öncesinden gelen devlet töresi ve adabı olan Ülkemizde, son yıllarda 'Bürokrasi Geleneği' maalesef zedelenmeye ve çökmeye başlamıştır. Burada öncelikle 'Bürokrasi' kavramını; Türk Dil Kurumu Sözlüğünde yazıldığı şekilde,  “Devlet kurumlarında çalışan üst düzey yöneticiler” karşılığında (anlamında) kullandığımı belirtmek istiyorum.

Siyasi iktidarın aşağılaması, itibarsızlaştırması ve özellikle korkutması, bürokratlarımızı hukuk dışına iterek emir kulu hâline getirmiştir. Bu vakıa, maddi bir realite olup, Devlet anlayışımızı kökünden değiştirmektedir. Şüphesiz ki memurlar, siyasi iktidara bağlıdır ve halka hizmet için vardır. Ancak bu husus, hukuktan ve geleneklerden ayrılmalarını gerektirmemektedir.

Devlet Memurları Kanunu, kamu hizmetlerinin memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle görüleceğini belirtmiş; asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenlerin, bu Kanun'un uygulanmasında memur sayılacağını hükme bağlamıştır.

Silahlı kuvvetler mensupları ile ilgili düzenlemeler de İç Hizmet Kanunu ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nda yapılmıştır.

Sonuçta hem sivil hem de silahlı kuvvetler mensupları memur sayılmakta, ifa ettikleri  görevlerin özellikleri dikkate alınarak, haklarında gerekli ayırımlar yapılmak suretiyle düzenlemelere gidilmektedir.

Bunlara hâkim ve savcılarla ilgili hükümlerin yer aldığı Hâkimler Kanunu'nu da eklememiz gerekmektedir.

Şüphesiz, Devlet memurları, silahlı kuvvetler mensupları, hâkim ve savcılarla ilgili başka düzenlemeler de bulunmaktadır. 

Çok eskilere gitmeden Osmanlılarda, Balkanlardan devşirilen çocuklardan başarılı olanların yetiştirildiği Enderun Mektebi'ni, sivil yönetici yetiştirmek için 1859 yılında açılan Mekteb-i Mülkiye'yi, askerlerin yetiştirildiği askeri okulları ve şehzadelerin Devlet işlerini öğrenmek için sancaklara gönderildiğini hatırlayalım.

Dilimize yerleşen 'Türk Töresi' kavramı, yüksek görev duygusu; 'Umur-u Devlet' kavramı, bürokraside belli sınavlar, süzgeçler ve deneylerden geçerek olgunlaşmak, deneyim kazanmak, kemale ermek, ilkeli olmak, hukuk ve adaletten ayrılmamak anlamına gelmektedir.

Tarihçiler, Enderun Mektebinde eğitim ve öğrenim görenlere, 'Teşrifat' adıyla protokol derslerinin verildiğini yazmaktadır.

Sivil ve asker bürokratların tarafsızlık, devlete sadakat ve bağlılıkları ilgili kanunlarında düzenlenmiş, aksine davranışların müeyyideleri de gösterilmiştir.

Son günlerde kamuoyunun gündemini işgal eden ve tartışmalara neden olan bir konu var.  Ak Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Malatya'da siyasi bir toplantıda CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce'yi eleştirirken, orada resmi üniformasıyla bulunan 2. Ordu Komutanı Korgeneral İsmail Metin Temel'in onu alkışlaması. Bu davranışı iktidar savunurken, muhalefet eleştirdi.

 Bana göre, Korgeneral İsmail Metin Temel'in davranışı doğru ve etik değildir. Böyle bir toplantıya salt katılması bile, Devlet ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin geleneklerine aykırıdır. 

 Ak Parti iktidarı döneminde değiştirilen İç Hizmet Kanunu'nun 43/1. maddesi, “Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları siyasi faaliyette bulunamaz. Bundan ötürü Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi parti veya derneklere girmeleri bunların siyasi faaliyetleri ile münasebette bulunmaları, her türlü siyasi gösteri, toplantı işlerine karışmaları ve bu maksatla nutuk ve ve beyanat vermeleri ve yazı yazmaları yasaktır.” hükmünü içermektedir. İlgili alt mevzuatta da buna mümasil daha ayrıntılı düzenlemeler bulunmaktadır. Askeri şahısların siyasi faaliyette bulunmaları hâlinde, bunun müeyyidesi de Askeri Ceza Kanunu'nun 148. maddesinde belirtilmiştir.

 Ak Parti iktidarında, bu tür davranışlar artış göstermiştir. Buna Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'la birlikte, Cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağını öğrenmek için Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü ziyaret etmesini; Yargıtay ve Danıştay Başkanlarının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la birlikte çay toplamalarını; bazı Cumhuriyet başsavcı ve savcılarının yaptıkları soruşturmalarla alakalı görüşlerini kendi Facebook sayfalarında paylaşmalarını;  ilgili  memurlar ve yargı mensuplarının siyasi iktidara biat ederek onlara yakın olmak için ellerinden gelen çabayı sarf etmelerini örnek gösterebiliriz.

Geçmişte askerin ve yargının vesayetinden söz edenler, yeni Türkiye'yi kurduklarını söyleyenler, maalesef Ülkemizde yüzyıllardır süzülerek gelen Devlet geleneğini de yok etmeye başlamışlardır. “Benim bakanım, benim müsteşarım, ben onun da paşasıyım” demenin sonucu budur. Temel Paşa'nın siyasi bir toplantıya katılması ve Ak Parti Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan'ı alkışlayarak desteklemesi uygun (yerinde) bir davranış olmamıştır. Çürümenin önüne geçmek için devlet adabını ve ciddiyetini süratle yeniden tesis etmemiz gerekmektedir.

Özetin özeti; bürokraside, kimse kendisi değildir. Temsil ettiği makam ve unvanı önemlidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.