Memleketin en büyük gazetelerde sekiz sütuna manşet...

‘Afrin Düştü!’

Haberin içeriği bir yana, bu başlık beni garip düşüncelere ‘düşürdü.’

‘Afrin düştü’ anladık da biz bu hallere nasıl düştük, işte orası müşkül iş. 

. . .

Dil, hem düşüncenin hem de meramı ifadenin aracıdır. Bir başka deyişle dil bilgimiz oranında idrak eder ve düşünürüz. Dili bildiğimiz ölçüde derdimizi anlatırız. Dili bildiğimiz ölçüde karşımızdakini anlarız. ‘Afrin Düştü’ haberi beni bu düşüncelere düşürdü. Düşmek... olumsuz çağrışımları var bu fiilin. Aşağıya doğru... irtifa kaybederek... geri giderek... belki canımız yanmak suretiyle... belki başkalarını güldürecek surette... sonuç olarak hoşnut olmadığımız bir şekilde düşeriz.

O halde Afrin nasıl düştü?

. . .

Afrin düştü mü bilmiyorum ama biz bir kör döğüşünün içine düştük... Şehirlerimiz sonradan görme beceriksiz ve muhteris çobanların eline düştü... Edebiyatımız çapsız adamların insafına düştü... Şiirimiz takır tukur bir hale düştü... Din-i mübin, hiç bir şey olamadığı için üç beş ayet hadis ezberlemiş gayrimedeni adamların eline düştü... Milli eğitimimiz kifayetsizliğe düştü... Hukuk çıkmaza düştü... Kadınlarımız vasıfsız hale düştü... Gençlerimiz idealsizlik boşluğuna düştü... Dünya bir kaosun içine düştü... İslam Dünyası karanlığa düştü... Arap Dünyası bahar görünümlü bir zemheriye düştü... Bizim de payımıza bu olup bitenlere şaşırmak, üzülmek kahrolmak düştü...

. . .

Afrin düşer mi? Afrin ele geçirildi... Afrin Fethedildi... Daği ve baği bir zümrenin elindeydi kurtarıldı. Afrin koca dünyayı yöneten onca karanlık adamın hilesine hurdasına, öfkesine entrikasına rağmen tutulup kaldırıldı. Afrin’de zafer kazanıldı. Afrin bize şükür secdeleri ettirdi.  Afrin düşmedi. Düştüğü zulmetin içinden çıkartılıp bu milletin vefalı askeri eliyle sahil-i selamete bırakıldı.

. . .

Artık insanların Türkçe düşünemediklerini fark ediyor olmak benim için ne büyük bir üzüntü kaynağıdır. Bir türlü yabancı dil öğretemediğimiz çocuklarımız yabancı olduğunu fark edemediği dillerin içine düştüler, o dillerin mantığıyla düşünüyorlar, manşetler atıyorlar, ne garip haller içine düşüyorlar. Anadil eğitimi verilemiyor artık. Türk dili, mantığıyla, ahengiyle, musikisiyle, rengiyle ve düşünce sistemiyle birlikte çocuklara aktarılamıyor.  ‘Mücrim’ kelimesinin anlamını bilmeyen hukukçular gördü bu gözler. ‘Sitayiş’ kelimesinin anlamını bilmeyen editörler gördü. Bu durumdan şikayet eden on üç yaşındaki bir kıza bu kelimeleri bilmemenin değil, bilmenin ayıp olduğunu söyleyen Türkçe öğretmenleri gördü.

. . .

Ekranın dili bozuk. Ruhsuz, adeta plastik yüz hatlı gençlerle dolu ekranlardan bütün gün iğreti, uyduruk, derinliksiz bir Türkçe’ye maruz kalıyoruz.  Din adamlarının tamamına yakınının hem aksanı hem lisanı noksan.

Şarkılar hakaret cümleleri ile dolu.

Yüzlerce baskı yapan tuğla gibi kitaplar en fazla iki bin kelimenin farklı kombinasyonlarından oluşuyor.

Yeni şir yok, eski şiir anlaşılmıyor.

İşaretlerle yazışıyor bu millet.

İşaretlerle küsüşüyor, işaretlerle barışıyor.

. . .

Dil meselesi bu milletin en temel meselesidir.  Afrin için nasıl canını dişine taktıysa, tek vücut olduysa, tek yürek olduysa dil meselesi için de tek vücut ve tek yürek olmalıdır.

Ne yapılmalı pekiyi?

Dört temel başlık verelim... her biri ayrı bir makale konusu olmakla birlikte şimdilik dört temel başlık. Okullarda çocuklara Türkçe atasözleri öğretilmeli. Atasözlerinin mantığını açıklamalı. Her atasözü Türk gibi düşünmeyi, Türkçe’yi fark etmeyi, dilin musikisini işitmeyi, daha derin anlamayı ve daha veciz ifade etmeyi öğretecektir. Gerekirse Türkçe dersi yanına bir atasözü dersi konmalıdır. Halk edebiyatının tacı olan eserler eğitimde ileri çıkartılmalı. Öğrenciler Karacaoğlan, Seyrani, Aşık Veysel, Yunus, Pir Sultan şiirlerini dinlemeli, şerh etmeli özellikle de ezberlemeli. Bu şekilde arı duru Türkçe’nin mantığı elde edilebilir.  Türkçe’nin temel edebiyat eserleri bağımsız dersler olarak okutulmalı. Shakespeare İngiltere’de nasıl temel eser olarak okutuluyorsa Türk Milli Eğitimi de Fuzuli, Dedekorkut, Ömer Seyfettin, Hüseyin Rahmi, Sait Faik dersleri koymalıdır müfredatına.

Sanatçılar, şarkıcılar, ekran yüzleri, siyasetçiler... hepsi dil davasında el ele vermeli. Edebiyat dili yeniden ihya edilmeli. Diplomasi dili, bürokrasi dili, kadın ve erkek dili, musiki dili üzerinde düşünülmeli, düşünülmeli.  Ancak o zaman gerek anlamda hem Afrin’i kurtarırız düştüğü durumdan, hem memleketi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.